10 Aralık 2009 Perşembe

Hüseyin Göçek'ten Basın Açıklaması



Pas fotoMaç Gazetesi’nin Salı günkü nüshasında 1. sayfada “Göçek doğuştan Galatasaraylı”ve 12. sayfada “Soyunma odasında hakeme saldırı” başlıklarıyla yayımlanan iki haber, tümüyle hayal mahsulüdür.

1. sayfada yer alan ve ailemin Ali Sami Yen Stadı’nda locasının olduğu yönündeki iddiayı içeren haberin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Bırakın ailemin locası olduğunu, babam, hakemliğe başladığımdan bu yana benim yönettiğim 3 maç dışında Ali Sami Yen Stadı’na gitmemiştir.

Yine aynı haberde “Hüseyin Göçek’in, geçen hafta Panathinaikos maçını da Ali Sami Yen’deki bu locadan izlediği ve başkan Adnan Polat’a ‘Sizi desteklemeye 6 hakemle geldik başkanım’ dediği kaydedildi” iddiasının da gerçekle bir ilgisi bulunmamaktadır.

Galatasaray-Panathinaikos maçını, aralarında benim de olduğum 7 FIFA hakemi ile MHK Başkanı Oğuz Sarvan ve UEFA Hakem Komitesi Üyesi Jaap Uilenberg’in de bulunduğu grup, İstanbul’da düzenlenen eğitim semineri kapsamında gitmiştir.

Semineri yöneten Uilenberg ile 7 FIFA hakemi, ertesi gün maçın yönetimiyle ilgili eğitim amaçlı bir değerlendirme yapmıştır. Haberde iddia edildiğinin aksine bu grup, locada değil protokol tribününde oturmuştur. Galatasaray Kulübü Başkanı Sayın Polat ile gruptaki diğer arkadaşlarım gibi, el sıkışmak dışında bir diyalogum olmamıştır.

Gazetenin 12. sayfasında, maç sonrası Galatasaraylı oyuncuların soyunma odasına gelerek bana saldırdıklarına ilişkin haber, hayalde bile sınırları zorlayan türden bir şaşırtıcılığı içermektedir.

Maçtan sonra Galatasaray Kulübü’nün yönetici, teknik adam da dahil, hiçbir mensubu soyunma odasına gelmemiştir.

Haber, bu yanıyla sadece şahsımı değil, Galatasaray Kulübünü de rencide edici ifadeleri içermektedir.

Her iki haberle ilgili hukuki süreç, avukatım tarafından başlatılmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Hüseyin GÖÇEK
FIFA Hakemi

9 Aralık 2009 Çarşamba

Hollanda'nın en başarılı öğrencisi bir Türk...



Eindhoven Ünversitesi’nde makine mühendisliği dalında master yapan Melike Yavuz, Hollanda’nın en başarılı öğrencisi seçildi.

Kimya, biyoloji, makine mühendisliği, ve sosyal bilimler dallarında Hollanda Üniversitelerinde okuyan öğrencileri teşvik etmek ve Hollanda’da bilim ve eğitime verilen önemi vurgulamak amacı ile Unilever tarafından organize edilen ödül töreni dün Vlaardingen’de düzenlendi. Unilever firmasının Başkan Yardımcısı Prof. Emmo Meijer, Hollanda Üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini sürdüren en başarılı öğrencilere ödüllerini verdi. Unilever ödülleri yüksek zeka ürünü olan araştırmaları cesaretlendirmenin yanı sıra, ödülü kazanan öğrencilerin dünya çapında büyük bir prestije sahip olmalarına imkan veriyor. Boğaziçi Üniversitesi makine mühendisliği bölümü mezunu olan Yavuz, 2007 senesinde Eindhoven üniversitesinde master eğitimine başladı. 2009 senesinde  9.7 not ortalaması mezun olan ve Philips firması yetkililerinin dikkatlerini çeken Yavuz bu şirket için çalışmaya başladı. Yavuz kazandığı ödülden dolayı çok sevinçli olduğunu belirtirken “Bu ödül ile inanılmaz derecede gurulandım. Hollanda’nın en başarılı öğrencisi bir Türk. Ve bu Türk benim. Burada ülkemi son derece iyi bir şekilde temsil ettiğimi düşünüyorum. Halen kariyerime Hollanda’da Phlips firmasında devam ediyorum, ama bilgi ve birikimimi ülkem için harcamak ve Türkiye’ye dönmeyi hayal ediyorum” şeklinde konuştu. Philips şirketinde, kan hücreleri içerisindeki bileşenlerin damar sertliğine etkilerini ölçen bir mikrobilgisayarın geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapan Melike Yavuz, halen "Philips Lighting" bünyesinde sistem mimari/proje lideri olarak çalışıyor.

Bu beyinler hep Amerika'da, Almanya'da, Hollanda'da vs vs vs... Bu beyinleri ülkemize kazandırmadan bu ülke nasıl ileri gidecek bilemiyorum. İşte Melike Yavuz ve onun gibi beyinleri bu ülkeye kazandırmak bir devlet politikası olmalı. Bu genç insanlar burada kariyerlerini devam ettirmek isteseler de, gerekli imkanları bulamadıkları için başka ülkeler için çalışmak zorunda kalıyorlar. Umarım bir gün bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, bir bakan ya da herhangi bir etkin yönetici bu gidişe dur der... Ülkemizin bu genç beyinlere şiddetle ihtiyacı var...

27 Kasım 2009 Cuma

Klasik bir bayram sporu...

Fotoğraf bugün (27.11.09) saat 10:30'da Göztepe E-5' yolunda benim tarafımdan çekilmiştir.


20 Kasım 2009 Cuma

EURO 2012 Ülke Katsayıları Açıklandı

UEFA, 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılacak takımların  kategorilerinin ayarlanmasında hesaplanacak katsayıları ve değişen hesaplama yöntemini açıkladı.

Türkiye şu anda 15. sırada yer alıyor.

Hesaplamaya Avrupa Futbol Şampiyonları ve Dünya Kupası Eleme maçlarında oynanan A Milli Takım maçları katılıyor. Özel maçlar ise hesaplamaya dahil edilmiyor.


18 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaş - Fenerbahçe maçı Aydınus'un...

Turkcell Süper Ligin 13. haftasında oynanacak olan derbi maçın hakemleri açıklandı.



Maçın hakemi Fırat Aydınus...
Yardımcı hakemler Bülent Gökçü ve Bahattin Duran
4. hakem ise Aytekin Durmaz

15 Kasım 2009 Pazar

GS - FB Maçında Neden Olay Çıktı

Bu hanım Fenerbahçe benchinin hemen arkasında oturuyordu. Screen shot'ta görülen hareketin ardından saha karıştı. Ters pota arkasından sahaya giren bir Galatasaray taraftarı Fenerbahçe benchine doğru koşup oyunculardan birinin ayağına eli ile vurdu. Bunun üzerine Fenerbahçe'li oyuncular bu taraftara saldırdı ve sonrasında kıyamet koptu. O esnada, içeriye doğru koşan Fenerbahçe'li basketbolculardan birisi olayla hiç alakası olmayan bir Galatasaray taraftarının yüzüne yumruk attı ve yaralanmasına neden oldu.



10 Kasım 2009 Salı

SON DAKİKA.... ROBERT ENKE ÖLDÜ...

Saat: 21:45

Fenerbahçe'nin eski kalecisinin bugün (10 Kasım 2009) vefat ettiği bildirildi.

Polisin açıklamasına göre ölüm sebebi intihar... Birkaç sene önce 2 yaşındaki kızını kaybeden Enke,  yakalandığı bir vürüs nedeni ile tedavi görüyordu.

Kaynak:  twitter.com/objfan

9 Kasım 2009 Pazartesi

Haklı galibiyet

Maçın başında iki antrenöre birer joker verseler ve rakipten bir oyuncuyu çıkartma hakkınız var deseler ancak böyle bir durum oluşur. Fenerbahçe Ülker’de Emir Preldziç ve Efes Pilsen’den Preston Schumpert forma giyemedi. Bu iki oyuncu rakibi çok zor durumda bırakacak isimler… Fenerbahçe Ülker’de en büyük sıkıntı Will Solomon’un olmayışı daha doğrusu bir point guard’ın olmayışı. Damir Mrsiç tabi bu pozisyonda tecrübeli ama uzun bir süredir "1" numarada oynamadı. Dolayısıyla oraya tekrar ısınına kadar Efes Pilsen’in kısa pozisyonundaki savunmacı guardları yaptıkları baskıyla onu çok zor durumda bıraktılar. Olmadık zamanlarda yaptığı top kayıpları takımını çok zor durumda bıraktı. Fenerbahçe Ülker Şampiyon olduğu senelerde Efes Pilsen’i hep dış şutlarda zor durumda bırakmıştı. Bunu sebebi oynanan pick and roll ve dışarıda boş kısayı topla buluşturmak. Bunu bir türlü yapamadı Fenerbahçe Ülker. Bu bir oyun biçimi ve çok iyi işlemesi gereken bir düzen. Sistemin kırıntısı olmayınca boş şut yakalama şansı da yok. Fenerbahçe’li taraftarlar şutörlerine boşuna kızdılar. Her sayının altın değerinde olduğu maçta Efes Pilsen dışarıda Nachbar ve Rakoçeviç’le bulduğu 3 sayılık atışlarla maçı kopardı.

Ayrıca bir konuda daha konuşmak gerekir. Will Solomon taraftar istedi diye antrenöre rağmen transfer edildi. Geldiği andan itibaren hiçbir katkı alınamadı. Final serisinde hataları konuşuldu. Sonra da takım içersinde yaptığı disiplinsizlikleri… Şimdi de sezonun en can alıcı noktasında gönderildi. Bu büyük bir hatadan öte değildir de nedir? Point Guard pozisyonu koca Euroleague takımında sıkıntılı. Bu takımdan antrenör nasıl randıman alacak. Orada kimi kullanacak. Bunları düşünen var mı?

22 Ekim 2009 Perşembe

Son Zamanların En Heyecanlı Maçı...DT vs DS


Kaldı 3 gün...


Almanlar Çelik Yelek Giyecek...














2010 Dünya Kupası'nda Almanya forması giyecek oyunculara enteresan bir uyarı yapıldı. Güney Afrika'da yapılacak olan turnuvada, takımın kaldığı otelden uzaklaşacak olan oyuncuların "kurşun geçirmez yelek" giymeleri tavsiye edildi. Alman Milli takımının güvenliğini sağlayan, Leverkusen merkezli güvenlik şirketi BaySecur, oyuncuların Güney Afrika'da ekstra güvenlik önlemleri almaları gerektiğini söyledi. Oyuncuların otelden ayrılışlarının asgari seviyede tutulması gerektiğini, ayrılışın kaçınılmaz olduğu durumlarda ise oyunculara kurşun geçirmez yelek giyidirileceğini açıklayan şirket yetkilileri otel içerisinde ve dışarısında oyuncuların güvenliklerinin özel eğitimli görevlilerce korunacağı açıklandı.

2010 Dünya Kupasının Güney Afrika'da yapılaması konusunda halen tartışmalar devam ediyor. FIFA bu konuda büyük eleştiriler alıyor. Katılımcı ülkeler kafilelerinin güvenlikleri konusunda FIFA'dan garanti istiyor. Yaza doğru bu tartışma çok daha önemli boyutta devam edecek gibi görünüyor.

Atletico 4 yiyince...

















Ve Fatih Terim ismi İspanyol basınında...

Fatih Terim milli takımlar teknik direktörlüğünü bıraktığı anda kariyerini yurt dışında devam ettireceği yönünde tahminler konuşulmaya başlamıştı. Genelde ülke bazında konuşuluyordu. İngiltere, İspanya, Yunanistan ve İtalya... Bunun en büyük nedeni hocanın Özhan Canaydın döneminde Galatasaray'dan ayrılırken "Türkiye'de bir daha takım çalıştırmam" şeklinde yaptığı açıklamaydı. Gerçi hoca Swiss Otel'de yaptığı basın toplantısında yurt içi görevler de üstlenebileceği yönünde mesajlar verdi ama istifa açıklamasının ardından adı en fazla duyulan takım İspanya'nın en köklü kulüplerinden Atletico Madrid'di. Terim net bir ifade ile Madrid kulübünden herhangi bir teklif almadığını, alması durumunda basın mensupları ile paylaşacağını üstüne basa basa belirtti. Gözler hoca değiştirme potansiyeli taşıyan takımlar üzerinde yoğunlaşırken dün gece Şampiyonlar Liginde Chelsea'nin Atletico Madrid'i 4-0 mağlup ettiği maç tüm dikkatleri bu yöne yoğunlaştırdı. Alınan ağır mağlubiyet sonrası kulüp yöneticileri tarafından yapılan açıklamalara bakılırsa hoca hafta sonuna kadar görevden alınabilir.  Abel'in yerine düşünülen isimler arasında Fatih Terim ismi de geçiyor. İspanyol basınında çıkan haberlere göre adaylar: Laudrup, Aragonese ve Fatih Terim...

Bakalım bu işin sonu nereye varacak, Fatih hoca'ya Madrid yolu açılacak mı?

21 Ekim 2009 Çarşamba

Şampiyonlar Liginde İlk Puan...



Mustafa Denizli kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi puanını geçen sezonun Alman Bundesliga şampiyonu Wolfsburg karşısında aldı. Fenerbahçe'yi çalıştırırken sıfır puan ile tamamlayarak tarihe kötü bir iz bırakan Denizli, bu sezon Beşiktaş ile ilk puanını 3. maç sonunda kazandı. Bu puan aynı zamanda Denizli'nin de ilk Şampiyonlar Ligi puanı. İlk iki maçta Beşiktaş oynadığı futbol ile beğeni kazansa da girilen gol pozisyonlarını değerlendirmeyi başaramamış ve bu maçları kaybetmişti. Wolfsburg karşısında sezonun en iyi futbolunu sergileyen Beşiktaş belki maçı kazanamadı ama alınan bu 1 puan Şampiyonlar Liginde devam edebilmek için umutların taze kalmasına neden oldu. Bundan sonra İnönü Stadyumunda alınacak 2 galibiyet ile 7 puan gruptan çıkmaya yeterli olabilir.

Bir yıldız kaydı gitti

Geçen hafta Londra'da yapılan Dünya Şampiyonasında bronz madalya kazanan Rus jimnastikçi Yury Ryazanov geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.



22 yaşındaki jimnastikçi, memleketi Vladimir şehrine yakın bir otoyolda karşı yönden gelen bir araçla kafa kafaya çarpıştı. Yapılan açıklamaya göre hayatını olay yerinde kaybetti. Ryazanov, Rus jimnastikçiler arasında en fazla gelecek vaad eden sporcuların başında geliyordu. Trafik terörüne hergün onlarca hayat veren ülkemizde bu gibi olaylar sıradan haberler halini aldı. Yurt dışından butür bir haber gelince insanın tuhafına gidiyor. Umarım uzun süre bu tür haberler vermek zorunda kalmayız...

TNT Digiturk'te...



TNT kanalı 20 Ekim 2009 tarihinden itibaren Digiturk Platformuna dahil oldu.
Kanal numarası 54.  Böylece Avrupa Ligi maçlarından her hafta biri Digiturk
üyelerince de izlenebilecek.

Ve hakem Bünyamin Gezer...

http://karmaalan.blogspot.com/2009/10/iste-derbinin-hakemi.html 

İşte dün bu konu ile ilgili yazdığım yazı ve işte hakemler...

FENERBAHÇE - GALATASARAY A.Ş.
O BÜNYAMİN GEZER
Y SERKAN GENÇERLER
Y TARIK ONGUN
D AYTEKİN DURMAZ

TRABZONSPOR A.Ş. - KAYSERİSPOR
O CÜNEYT ÇAKIR
Y MUHİTTİN GÜRSES
Y NİHAT MIZRAK
D SÜLEYMAN ABAY

ESKİŞEHİRSPOR - BEŞİKTAŞ A.Ş.
O TOLGA ÖZKALFA
Y ERHAN SÖNMEZ
Y MUSTAFA EMRE EYİSOY
D SUAT ARSLANBOĞA

BURSASPOR - BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR
O KORAY GENÇERLER
Y İSMAİL ŞENCAN
Y ARKIN AKGÖL
D ZAFER DEMİR

DİYARBAKIRSPOR - GENÇLERBİRLİĞİ
O FIRAT AYDINUS
Y SERKAN OK
Y KEMAL YILMAZ
D FETHİ SERKAN KOÇAK

KASIMPAŞA - DENİZLİSPOR
O YUNUS YILDIRIM
Y ADİL SİNEM
Y VOLKAN NARİNÇ
D MUSTAFA İLKER COŞKUN

MANİSASPOR - ANTALYASPOR A.Ş.
O BÜLENT YILDIRIM
Y BAKİ TUNCAY AKKIN
Y MUSTAFA SÖNMEZ
D MÜRVET SEZER

SİVASSPOR - GAZİANTEPSPOR
O HÜSEYİN GÖÇEK
Y ORKUN AKTAŞ
Y MUSTAFA İSPİROĞLU
D BARIŞ ŞİMŞEK

Hedef Yıl Geldi Çattı - Volkan Günak

Volkan Günak, Spormax'in basketbol sorumlusudur.
Basketbol topunun zıpladığı her yerde Volkan'ın nefesini hissedebilirsiniz.
Ve artık Volkan haftalık olarak basketbol gündemini "Karma Alan"da tutacak.
İşte ilk yazısı ile huzurlarınızda...

Öncelikle bu satırlardan haftada bir sizlere sesleneceğim için çok mutlu olduğumu belirtmeliyim. Konumuz tabii ki basketbol olacak. Beko Basketbol Ligi üzerine yazarak başlayalım. Güzel bir sezonun geçmesini bekliyorum. Bir hayli de çekişmeli olacağa benzer bu sene… Hatta basketbolda çok da alışılmamış, kulüpler arası laf düellosu bu sezona renk (!) katabilir. Geçen sezonki müthiş serinin ardından yaşananlar ve doping hadisesi en üst seviyelerde polemik yarattı. Bunun gölgesi turuncu topun üzerine düşebilir. Gelelim Beko Basketbol Ligi’nin ekiplerine. Takımların henüz hazır olmaması gayet doğal 6-8 hafta hedef form seviyelerini yakalamaları için gerekli asgari süre zaten. Bu bağlamda incelersek Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen gerek kadro derinliğiyle, gerekse tecrübe düzeyiyle zaten zirvenin iki ismi. Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda ne kadar denk güçte olduklarını kanıtladılar. Kim en üst seviyeye en yakın olursa o kazanıyor. Bazen de, bu kısa mesafe yarışçılarının mücadelesine benziyor. Her ikisi de 100 metreyi aynı saniyede koşuyorlar ama birinciyi saliseler belirliyor. İşte kazananın farkı o kadar ancak…

Sonraki grup ise Türk Telekom, Galatasaray Cafe Crown ve Beşiktaş Cola Turka. Bunları arasında kadro zenginliği olarak Türk Telekom ama kaliteli yerli ve oturmuş kadro olarak Beşiktaş Cola Turka derim. Galatasaray Cafe Crown ise ikisinin arasında sanki. Ama işte sezon içersinde yaşanacaklar sezon sonundaki sıralamalarını belirleyecek.

Banvit, bu sezon iyi bir kadro kurdu. Başlarında da Milli Takımlarda bir hayli antrenörlük tecrübesi yakalamış Orhun Ene var. Ama daha da önemlisi yabancı seçimi de yerli oyuncuların özellikle de oyun kurucuların daha fazla süre alması için kurgulanmış. Bu müthiş bir fikir.

Oyak Renault ise 3 senedir düşük bütçelerle kurmuş olduğu etkin kadrodan bu sezon vazgeçmek zorunda kaldı. Coach Yücel Platin yine misyonun başına dönmek zorunda. Daha önce ortaya çıkarttığı yıldızlara yenilerine eklemek takımın başarısını belgeleyecek. İlk hafta mücadelelerinde gördüğüm kadarıyla Beko Basketbol Ligi’nde sahaya çıkmış en “toy” kadro. Bu denli tecrübesizlik sıkıntı yaratacak. Ama oyun disiplini takdir edilmesi gereken silahları. Maçın sonunda oyuna ortak oldular. Ufak bir takviye ile can yakarlar. Ama o zamana kadar Coach Yücel Platin’in ömründen de ömür gider.

Yıllardır beklediğimiz o hedef yıl geldi: 2010. Bu sezon ligin kıran kırana geçmesi ve evimizde düzenleyeceğimiz Dünya Şampiyonası’nda madalya hedefleyen A Milli Takım için son derece önemli. Ha bu arada Abdi İpekçi Spor Salonu meselesi var ki o ayrı bir yazı konusu. Tabii Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker’in Euroleague serüvenleri. Bu konuları da fazlasıyla bu satırlarda bulabilirsiniz. Küçük bir giriş yaptım sadece. Devamı olacak…

Beşiktaş Sahaya 8 Kişi Çıkacak

Evet Hürriyet Gazetesine göre öyle...
İşte Hürriyet'in bugün ki Spor Sayfasında muhtemel kadrolar...


20 Ekim 2009 Salı

İşte derbinin hakemi...

Türk futbolunun süper derbi maçı, 25 Ekim Pazar günü saat 20:00'de Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanacak...

Bu derbi maçının hakeminin kim olacağı günlerdir tartışılıyor.

Benim tahminim bu maçı Bünyamin Gezer'in yöneteceği... 

1972 Amasya doğumlu Bünyamin Gezer bir polis. Kahramanmaraş bölgesine mensup üst klasman hakemi. Tabiri caiz ise MHK bu maça, karakolda bitmeden sahada sona ermesi için, elindeki en disiplinli hakemlerden biri olan üstelik de polis olan Gezer'i atayacaktır.


Bakalım bu tahmin tutacak mı? Sanırım yarın öğlene doğru bunu göreceğiz...



 

 

İmparator'un Manifestosu

Fatih Terim dün Swiss Otel’de düzenlediği basın toplantısı ile veda etti. Bu toplantıdan birçok ders çıkarmak gerekiyor. Bu derslerin tamamını bir yazıya sığdırmak aslında doğru değil, çünkü her biri ayrı ayrı ele alınmalı ve üzerinde detaylı bir şekilde düşünülmeli. Terim’in, bir çok basın mensubunun birilerini suçlamasını, hedef göstermesini beklediği toplantısındaki kendinden emin, sakin, uzlaşmacı ve babacan tavırları bir yana; bana göre en önemli nokta Türk Futbolunun sıkıntıları ile ilgili yaptığı tespitlerdi.


Bu tespitler toplanmalı, kitaplaştırılmalı ve bir manifesto şeklinde futbolu yönetenler tarafından duvarların baş köşesine asılmalı. İşte Terim’in sözleri ile Türk Futbolunun en büyük sıkıntıları:


1.   Yakın bir zamana kadar uluslararası rekabet dendiğinde akıllara milli takımlar gelirdi. Kulüp takımları bu rekabetin altyapısı gibi görünürdü, ancak endüstrileşen futbolda uluslararası futbol rekabetinin baş aktörü kulüpler oldu. Kulüplerin çoğu yetiştiricilik özelliğini kaybetti. Futbol yatırımları Türkiye'de artıyor, üstyapı gelişiyor ama bu hiçbir zaman altyapıya yansımadı. Futbolumuzun başı ve gövdesi kocaman ama onu taşıyan ayaklar, bacaklar maalesef incecik. O zaman tuhaf bir yaratığı andırıyor zaten. Futbol Federasyonu'nun fonlarına, UEFA'dan gelen yardımlara karşın altyapı organizasyonlarına ayrılan bütçeler yeterli değil. Sadece 8 kulübümüzün fiziki altyapısı yeterli. Bu da yetenekli futbolcu üretimindeki en önemli engeldir. Avrupa'daki 5-6 milyon Türk'ten pek çok yetenekli oyuncu çıktığını söylüyoruz. 70 milyonluk bir ülkeden bu yıldız adaylarının 8-10 misli çıkması gerekir'.

2.   Kulüpler arası rekabet kızıştıkça, takımların Avrupa hedeflerine yönelmesiyle yabancı oyuncu sayısı bir hayli arttı, bu da milli takımların seçildiği yetenek havuzunu daralttı. Türk futbolunun ürettiği yıldız oyuncu sayısı son yıllarda beklenenin çok altında bunların çoğu da milli takımlarda tanındı. Tam tersi olmalıydı, kulüplerde tanınmalıydılar. Yabancı oyuncu transferinde bazı kriterler getirmezsek bu sorun büyüyecek. Ligimizdeki yabancı oyuncuların bazı mevkilere yoğunlukla yığıldığını biliyoruz. Takımların çoğu defans ve orta alan göbeği için yabancılar tercih ediyor. Şu anda 11 takımda 21 yabancı stoper, 9 takımda 11 yabancı ön libero, 13 takımda 17 yabancı santrfor oynuyor. Bu pozisyonlardaki Türk gençleri yeterli süreleri alamıyor. Kendim milli takım hocası olarak yabancıların serbest olmasını ifade eden bir hocayım, ancak bunun yanına hep kriter koymuşumdur.

3.   Türkiye'den yurt dışındaki takımlara transfer olan futbolcu sayısı artmalı. Bunca yabancı transfere karşın ligin çok da kaliteli olduğu söylenemez. Avrupa'nın kalbur üstü liglerinde oynayan futbolcuların sayısı az. İspanya Milli Takımı'nın kadrosunda 29 oyuncunun 28'i İspanya veya İngiltere'de oynuyor. Bosna-Hersek'in bu yıl kadroya çağırdığı 25 oyuncu var, 1'i Bosna- Hersek'de oynuyor, 24'ü Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde forma giyiyorlar. Belçika'nın bile Avrupa'nın önde gelen liglerinde oynayan 20 tane oyuncusu var. Milli takıma çağırdığımız oyuncuların 28'i Süper Lig'den. Türkiye'nin, kalitesi yüksek, rekabetin zorlu olduğu liglere ihraç ettiği futbolcuların sayısının artması lazım. Gitme konusunda futbolcularımızın da daha kararlı ve cesur olması lazım.

4.   Türk takımları uluslararası maçlarda hep iki farklı görüntü ortaya koyuyor; moral ve kondisyonun yüksek olduğu maçlarda iyi sonuçlar, zihinsel hazırlık ve motivasyonun alt düzeyde kalındığı maçlarda ise zayıf rakiplere karşı zorlanılan ve kaybedilen maçlar. Dünya en iyi motivasyon preparasyondur formülünü uyguluyor. Futbola yatkınlığını bildiğimiz gençlerimizi, artık fizik açıdan da daha iyi yetiştirmeliyiz. Kulüplerimizin ne yazık ki bu anlamdaki çalışmaları yetersiz görünüyor'.

5.   Okullar ile futbol bir türlü kardeş haline getirilemedi, yapılan dev protokollere rağmen herhangi bir adım atılamadı, tüm çabalara rağmen üniversitelerle ilişkiler zayıf. Türk futbolcusu iyi eğitimli değil, algılamada, taktik anlayışta ve koordinasyonda maalesef Avrupalı meslektaşlarının gerisindedir.

6.   Milli takımlar hala çağın şartlarına uygun uluslararası standartlarda örnek eğitim ve kamp merkezine kavuşmuş durumda değil.

7.   Avrupa'daki futbolcu izleme komitelerini az sayıda insana bırakmamak gerekiyor.
Sakatlıkların büyük sorun olarak karşımıza gelmeye başladı. Türkiye antrenmanlarda yaşanan yumuşak doku yaralanmaları konusunda belki de Avrupa'da lider. Sahalarımızı, kulüp yapılandırmalarımızı, antrenman metotlarımızı, beslenme düzenlerini, kalitelerini, sporcuların dinlenme periyotlarını ve yaşam düzenlerini mercek altına almalıyız. Futbolcuların da kendilerine iyi bakmaları gerekiyor. Yoksa bu sakatlık olayını sadece sağlık kurullarına mal etmek doğru değil.


8.   Türkiye’nin dünya devi olmak için büyük bir potansiyeli var. Ama devlet, kamuoyu ve futbol camiasının yani 70 milyonun bir araya gelmesi şart.

19 Ekim 2009 Pazartesi

2010 Play-Off Maçları


İrlanda vs Fransa
Portekiz vs Bosna Hersek
Yunanistan v Ukrayna
Rusya v Slovenya


1. Maçlar: Kasım 14
2. Maçlar: Kasım 18

Oh be sonunda maç seyrettik...

Turkcell Süper Ligin 9. haftası tamamlanırken akıllarda iz bırakan maç sayısı bir elin parmaklarının sayısı kadar bile değildi. Oysa geçen sezon Sivasspor ve Trabzonspor'un şampiyonluk potasına katılmaları ile lig son derece heyecan veren bir mücadeleye sahne olmuştu. Bu sezon Bursaspor'un da bu kategoriye dahil olacağı düşünülürlen Sivas ve Trabzon'un hiç beklenmeyen düşük performansları bir çok kişiyi hayal kırıklığına uğrattı. Üstelik geçen sezonun çift kupalı şampiyonu Beşiktaş karmakarışık bir halde lige başlayıp neredeyse dip yapınca lig Fenerbahçe ve Galatasaray'a kaldı şeklinde yorumlandı.

Kafaya (şampiyonluğa) oynayan takım sayısının azlığı, mücadele ve rekabeti de azaltıyor. İşte ligimizin en büyük sıkıntısı da bu. Cumartesi günü Spormax'te Aston Villa - Chelsea maçı oynanıyordu. Chelsea Drogba'nın golü ile önce geçti ve ardı ardına girdiği pozisyonlarda 2. gol şansını yakaladı. Maç bittiğinde skor tabelası 2-1 ev sahibi Aston Villa galibiyetini işaret ediyordu. Maçın özeti ise inanılmaz bir mücadele, muhteşem bir tempo, sürat, hız ve hırstı. Bu maçın 2. devresi başlarken aynı zamanda ligimizde Denizlispor - Bursaspor maçı başlıyordu. İnanın kendimi  Premier Lig maçından alamadım. HD kalitesinde yayınlanan bu maçın inanılmaz büyüsü içerisinde oturduğum yere yapıştım ve nefesimi tutarcasına maçın bitmemesi için dua ettim.

Akşam Beşiktaş İnönü Stadyumu'ndaki yerimi aldığımda, öğlen izlediğim maçın etkisinden kurtulamamıştım ve bu muazzam tadın devam etmesini umuyordum. Maça Beşiktaş çok hızlı başladı. Tamam işte dedim, budur... Ama 8. dakikada Nihat'ın attığı gol seyir zevkimizin içine limon suyu sıktı.  Bu dakikadan itibaren Beşiktaş durdu. Oyunu Kasımpaşa domine etti. Ne tempo kaldı ne heyecan. Ta ki maçın son anlarında verilen tartışmalı penaltı ve sonrasında 9 kişi kalan Beşiktaş'ın puan kaybı yaşama ihtimali ortaya çıkınca heyecan tekrar başlayana kadar. Bu da yaklaşık 10 dakika sürdü.

Dün saat 16:00'da Gaziantep - Fenerbahçe maçını Lig TV'den izlerken yine aynı tempo noksanlığını hissetmemek mümkün değildi. Bu maçında ancak son 10 dakikası izlemeye değerdi heyecan açısından.

Ali Sami Yen'e girdiğimde tribünler dolu, hava güzel her şey maç için hazırdı. Maçın başlamasından hemen önce Erman hocaya, "hocam inşallah iyi bir maç izleriz, İngiltere ligini izliyoruz ama canlı canlı güzel bir maç izlemeyeli uzun zaman oldu" dedim. Kendisi de bana hak verdi  ve maç başladı. Bu yazıda maçı dakika dakika analiz etmeyeceğim. Amaç bu değil çünkü... Ama maç bittiğinde herkes dayak yemiş gibi birbirine bakıyordu. Maçın özeti inanılmaz bir tempo, heyecan, korku, zevk yani futbol seyir zevki idi.

Erman hocaya dönerek "oh be hocam, sonunda maç izledik" dedim...
Umarım bu ibareyi daha çok kullanabiliriz...

18 Ekim 2009 Pazar


Plaj Topu Gol Yaptı



Dün Spormax'te yayınlanan Sunderland - Liverpool maçı belki de bir daha uzun süreler eşine rastlanmayacak bir olaya sahne oldu. Maç 1-0 Sunderland'in galibiyeti ile neticelendi ama bu maçın neticesini belirleyen Sunderland golü büyük bir skandala neden oldu.

Sunderland forveti Darren Bent'in şutu, önce kale alanı içerisinde yerde duran plaj topuna çarptı ve sonra yön değiştirerek Liverpool kalesine girdi. Kaleci Reina önce plaj topuna doğru harekete geçti. Maç topunu farkettiğinde de ise iş işten geçmişti ve Sundeland bu gol ile maçı 1-0 kazandı.

Maçın hakemi pozisyon için gol kararı verdi. Oysa Futbol Oyun Kuralları (The Laws of the Game) topun oyuna ait olmayan bir cisme temas ettiği anda oyunun durdurulmasını ve topun cisme temas ettiği yerden yapılacak bir hakem atışı sonucu maçın tekrar başlatılmasını emrediyor.

Maç sonunda Rafa Benitez: "Bu çok teknik bir mesele. Söylemek zor ama gol olabilir. Bugün ki pozisyon sanırım goldü. Bu tarz pozisyonlar birçok maçta görülebiliyor. Bugün çok önemli bir anda ve etkili bir şekilde oldu" dedi.

Bu pozisyona benzer bir durumun ligimizde gerçekleşmesi durumunda maç sonu beyanatlarını ve tepkileri düşünüyorum da Allah böyle bir durumdan Türk hakemini korusun. Bakalım İngiltere Futbol Federasyonu maç ve hakem için nasıl bir karar açıklayacak.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Gözlemci vs. Temsilci


10.04.2008 tarihinde sporyazarlari.com adlı site için hazırladığım yazıyı paylaşmak isterim...

Kulüplerin aldıkları saha kapama, seyircisiz oynama ve para cezaları ile hakem notları konu olduğunda her zaman birbirlerine karıştırılan iki kavramdır gözlemcilik ve temsilcilik. Hem futbol izleyicisinin hem de medya mensuplarının bir çoğunun aklı ciddi biçimde karışmış durumda. Bu iki oluşumun birbirine karıştırılmasının nedeni görevleri ve mantığı farklı olan iki yapının tek çatı altında konuşlandırılması. GTK yani “Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu” Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde oluşturulan bir kurul. Bünyesinde hem gözlemcileri hem de temsilcileri barındırıyor. Peki ne yapıyor temsilciler ve gözlemciler?


Gözlemci, bir müsabakanın hakemini izleyen kişidir. Hakemin müsabaka içerisindeki yönetimi, hal ve davranışları gözlemci tarafından değerlendirilir. Zaman zaman medyaya yansıyan “hakem notunu” veren kişi gözlemcidir. Gözlemcinin verdiği not ve rapor doğrultusunda hakem MHK (Merkez Hakem Komitesi) tarafından değerlendirilir.

Temsilci, bir müsabakada Federasyonu temsilen bulunan kişidir. Bir müsabakada en az iki temsilci görev yapar. Bir tanesi saha olayları diğeri tribün olayları ile ilgili çalışır. Zorluk derecesi yüksek olan maçlarda temsilci sayısı arttırılabilir. Mevcut uygulamada derbi maçlar için üç temsilci görevlendiriliyor. Normal zorluk dercesine sahip maçlarda ise iki temsilci görev yapıyor. Temsilciler, maç öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanacak her türlü olayı Federasyon adına izleyerek rapor ederler. Federasyonun herhangi bir maç için maç günü aldığı kararı kulüplere tebliğ ederler. Kulüplerin davranışları ve uygulamaları, akreditasyn talimatlarına aykırı davranışlar, merdiven boşluğunda oturan seyircilerin olması, rakip takım seyircilerine çıkartılan zorluklar, tribünlerin uygunluğu, oyuncu ve hakem soyunma odalarının uygunluğu, stadyum kapasiteleri, müsabakada görev yapacak ekipler (emniyet, itfaiye, sağlık, zabıta vs.) arasında koordinasyonun sağlanması gibi konular tamamıyle temsilcilerin sorumluluğundadır.

Açıkça görülüyor ki, kulüplerin aldıkları talimatlara uymama cezaları, taraftarların kötü tezahuratlarından veya fena hareketlerinden kaynaklanan cezalar temsilci raporları sonucu verilmektedir. Gözlemcilerin bu cezalarda herhangi bir payı ya da otoritesi bulunmamaktadır.

Bana göre sağlıklı olan yapı gözlemcilerin, temsilcilerle değil hakemlerle aynı çatı altında bulunmalarıdır. Düşünün ki hakemi değerlendiren bir gözlemci hakemin aldığı eğitimi alamamaktadır. Muhakkak GTK da bir çok eğitim vererek gözlemci ve temsilcilerin kendilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ama sahada hakemin sergilediği yönetimi değerlendirecek kişinin onun aldığı eğitimden, ondan ne istediğinden haber olması daha iyi olmaz mı?

Gözlemcilerin MHK çatısı altında bulunması, sadece temsilciler üzerine kanalize olacak bir oluşum yaratacak, bu şekilde temsilciler daha etkin eğitilerek geliştirilecektir. Bu sayede temsilciler arasında standart sağlanabilecektir. Bugün uygulamada bir çok temsilcinin aynı durumlarda farklı yorumlar yapabildiklerine gayet sık rastlayabiliyoruz. Bu görevi yapacak kişiler için en önemli esas “standard düşünebilme, yorumlayabilme ve raporlayabilme” olmalıdır.

Kahraman mı terbiyesiz mi?